ELİ KANLI ŞERİATÇI CİHATÇI ÇETELER BU SEFER DE ANTEP’DE KÜRTLERİN, ARAPLARIN, ALEVİLERİN VE SURİYELİ GÖÇMENLERİN YOĞUNLUKLU YAŞADIĞI YOKSUL VE EMEKÇİ BİR MAHALLEDE SOKAK ORTASINDA YAPILAN BİR DÜĞÜNÜ HEDEF ALAN ALÇAK ZİHNİYET ONLARCA CANI KATLETTİ.
Salı, 23 Ağustos 2016 10:59

 

BASINA VE KAMUOYUNA

Eli kanlı şeriatçı cihatçı çeteler bu sefer de Antep’i kana buladılar. Kürtlerin, Arapların, Alevilerin ve Suriyeli göçmenlerin yoğunluklu yaşadığı yoksul ve emekçi bir mahallede sokak ortasında yapılan bir düğünü hedef alan alçak zihniyet onlarca canı katletti. Evlere ve yüreklere kor gibi ateş düştü. Çocuklarımızın gelecek umutlarını kararttılar. Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Örgütlülüğü olarak öncelikle bu insanlık dışı saldırıyı, bu saldırıyı gerçekleştiren zihniyeti ve bu zihniyetin büyütülüp palazlanmasını sağlayan siyasal anlayışı nefretle kınadığımızı belirtmek isteriz. Hakka yürüyen çoluk, çocuk, kadın erkek onlarca canımızın devirleri daim olsun. Yakınlarına ve Türkiye halklarına başsağlığı diliyor ve yararlılara acil şifalar diliyoruz. Bu tür acıları çok kere yaşamış Aleviler olarak, yakınlarını kaybeden canlarımızın acılarını hissediyor ve acılarını yürekten paylaşıyoruz.

14 yıllık AKP hükümeti döneminde ortaya konulan kamplaştırıcı, ötekileştirici, inkârcı ve imhacı siyaset ve iflas etmiş olan dış politika ülkemizi tam anlamı ile Ortadoğu karanlığına itmiştir. İçeride cemaatçi çetelerin en etkili kurumları ele geçirmesine seyirci kalan ve tüm uyarılarımıza rağmen Suriye politikasında cihatçı, şeriatçı güçleri destekleyip palazlanmasına hizmet eden siyasetin sonucunda onlarca katliam yaşandı. Darbe girişimleri gerçekleştirildi. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yol ve yöntemlerle çözümü yerine çatışma, imha ve inkârı esas alan politik süreç tercih edildi. Sonucunda da durum içinden çıkılamaz bir hal aldı. Dinsel gericiliğin yaşamın her alanını sarıp sarmalaması ile birlikte bu çeteler halk içinde ciddi anlamda taban ve destek buldu. Her olayın ardından kandırıldık, yanıldık, Allah bizi ıslah etsin türü açıklamalar siyasal iktidarın sorumluluğunu asla hafifletemez. Suruç, Diyarbakır, Adana, Ankara Gar, Kızılar, Merasim Sokak, Taksim, Lice, Cizre, Nusaybin ve daha adını saymakla bitiremeyeceğimiz katliamların ardından tek bir yetkilinin istifa etmemesi, kimsenin görevden alınmaması hükümetin meseleye bakış açısını ortaya koymaktadır.

Suriye’de sözüm ona demokratik muhalefeti destekleme adı altında Selefi ve Vahabi guruplar desteklenmiş, silah ve mühimmat desteğinin yanı sıra ülkemizde üsler kurmalarına izin verilmiş, yaralıları tedavi ettirilmiş ve askeri eğitim almaları sağlanmıştır. Ülkemiz sınırları adeta yol geçen hanına çevrilmiştir. Defalarca uyarmamıza rağmen en küçük bir geri adım atılmamıştır. Yaşanan katliamlar yeteri kadar soruşturulmamış ve asıl sorumlulara ulaşılması engellenmiştir. Meclis araştırması önergeleri iktidar partisi milletvekilleri oyları ile reddedilmiştir. Kürt sorunu ve Alevi sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü esas alan politikalar yerine çözümsüzlüğü esas alan politikalarda ısrar edilmiş ve özellikle Kürtlerin yaşadığı şehirler yerle bir edilmiştir. İç savaşın tırmanması ve ülkeye yayılması için sanki bilinçli olarak zemin hazırlanmıştır. Emperyalizmin bölgedeki planları bir bir uygulamaya konurken AKP hükümeti iç barışı sağlamak yerine bu projelerin önünü açacak ve kolaylaştıracak yöntemleri devreye sokmuştur.
Gazeteler kapatılıyor, yazarlar, çizerler, sanatçılar tutuklanıyor veya işten atılıyor ama IŞİD ile ilgili ciddi bir operasyon gerçekleştirilmiyor. Bu örgütten bahsedilirken örgütün ismi diğer örgütlerle birlikte sayılarak örgüt sıradanlaştırılıyor ve terör örgütü ifadesi bile ağızlardan zorla çıkıyor. IŞİD yerine DAEŞ ismi tercih edilerek bu örgütün şeriatçı kimliği gizlenmek isteniyor.

FETÖ ile sürdürülen kapsamlı mücadele bile ilan edilen OHAL ile yön değiştiriyor adeta siyasi hedeflerine ulaşmak için bahane olarak kullanılıyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği örgütlülüğü olarak acilen OHAL uygulamasının sonlandırılmasını, demokratik ortamın en kısa sürede sağlanmasını, iç barışın bir an önce hayata geçirilmesini ve laik demokratik bir Cumhuriyetin tesisi için bütün kesimlerin bir arada ortaklaştığı bir zeminin oluşturulmasını talep ediyoruz. Bu ülkenin asli unsurlarını dışlayarak yapmaya çalıştığınız Anayasanın da kurduğunuz “Milli Cephe”nin de bir faydası olmayacaktır. Şeriata ve savaşa karşı laikliği, barışı, özgürlükleri ve demokrasiyi esas almalıyız.
Son söz olarak Antep’te rengi, dili, inancı ne olursa olsun katliama maruz kalan canların acılarını acımız biliyor ve yanlarında olduğumuzu kamuoyu aracılığı ile ilan ediyoruz. Yaratılmak istenen iç savaşın karşısında olacağız, “düşmanımın düşmanı dostumdur “ fikriyatını reddediyoruz. Türkiye halklarının tam hak eşitliğinden yana tavrımız nettir. Gerici ve şeriatçı örgütlenmeye karşı tüm halkları uyanık olmaya ve ülkemizin daha fazla bataklığa sürüklenmesini birlikte önlemeye çağırıyoruz. Başta hükümet olmak üzere tüm sorumluları hesap vermeye ve istifa etmeye davet ediyoruz. Hepimizin başı sağ olsun. Hak bize böyle acıları bir daha göstermesin.

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

 

 

 
ÖZGÜR BASIN SUSTURULAMAZ
Salı, 23 Ağustos 2016 10:55

ÖZGÜR BASIN SUSTURULAMAZ

AKP İKTİDARI: EMEKTEN, ÖZGÜRLÜKLERDEN, BARIŞTAN, GERÇEK DEMOKRASİDEN YANA OLMADIĞINI BİR KEZ DAHA İSPATLAMIŞTIR.

Can’lar Yol’daşlar

Her fikrin, her görüşün âdil bir şekilde ifade bulacağı iç ve dış barışı esas alan, çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan güvenli demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlıklı bir toplum amacından yana olmadığını maalesef AKP iktidarı bir kez daha ispatlamıştır. İspatlamanın dışında emekten, özgürlüklerden, barıştan, gerçek demokrasiden yana var olabilecek iyimser yaklaşımları ve buna dair umudu da bitirmektedir.Üstüne üstlük 81 ilde OHAL uygulamasının hayata geçirilmesi ve kanunlara aykırı K.H.K’lerle güçlü bir demokrasinin inşa edileceğine inanmamızı istiyorlar.

MİT ve Genelkurmayın saraya bağlanmasıyla Sokağa çıkma yasaklarının uygulanmasıyla Toplantı gösteri ve yürüyüşlerin men edilmesiyle, Basın, ifade özgürlükleri ve propaganda faaliyetlerinin sınırlandırılması, Kişi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması, Sendikal hak ve özgürlüklerin tasfiyelerini K.H.K kanunsuzluklarıyla meşrulaştırılmıştır.

Can’lar Yol’daşlar

AKP bir Cemaatler koalisyonudur. Bir Cemaati tasfiye ederken "Diğer cemaatler müsterih olsun" diyerek Fetullahçıların yerini diğerlerini dolduracağını açık açık ilan ederlerken adeta cadı avına başlamışlardır. Bu avdan 'muhalifler' de nasibini almaktadır. Bu iktidarın şehitlere saygı, birlik, beraberlik gibi gerekçelerle Yenikapı’da yaptıkları güç gösterisine katılmayı reddetti diye bir ses sanatçısının bütün konserlerini durduruyorlar. Yetmiyor hedef gösterip saldırtıyorlar. Üniversitelerden “barış bildirileri” imzalamış bilim insanlarını çıkartıyorlar. Şehir Tiyatroları’ndan “Sendika Üyesi” sanatçıları atıyorlar. Ve her geçen günde Kamu kuruluşlarında çalışan muhalif isimlerin ‘cadı avı’na kurban edildiği örnekleri artıyor. Eğitim Sen’li öğretmen, Gezi doktoru, yönetmen tasfiye edilmiştir. Kürt gazetecileri tutup tutup hapsediyorlar. Polisin baskın yaptığı Özgür Gündem Gazetesi binasında gazetecilere darp ediyorlar. İstanbul 8.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “Terör Örgütü” Propagandası yaptığı iddiasıyla kapatıldı. Özgür Gündem Gazetesini kapatıyorlar.

Daha önce bakanları, başbakan yardımcıları, meclis başkanları, belediye başkanlarıyla “Hoca Efendi, Hoca efendi” diyerek saygıda kusur etmeden devletin her kurumuna taşıyan, yerleştiren ve ortaklık etikleri bir kişi ve cemaati şimdi iblisleştirip gerçek bir bilinçlenmenin yaratılmasını bilinçli bir şekilde engellemek istemektedirler. Yıllardır gayet planlı, programlı olarak devleti bölüştüler. Son ana kadar dayanışarak olağanüstü güç kazandılar. Kitleleri dinle uyuşturup maddi manevi borçlandırarak biat ettirme formülüyle çalıştılar. Artık tek başına mutlak iktidar olma vakti geldiğinde de doğal olarak çatışma başladı.

Şimdi hepsi "kandırıldık" diyorlar. Peki, biz NİYE KANDIRILMADIK..!

Bir kez daha hatırlatalım ALEVİLİK: “FETÖ’cü” diye gözaltına alınan sorguda fenalaşıp, hastaneye kaldırılıp, kurtarılamayarak ölen bir öğretmene cenazesi için araba bile verilmeyen cenaze namazını bile kılmayan imamlarınızın bulunduğu bir din’e saygı duyan bir inançtır. Bu da bilene

Evet, Dostlar Yoldaşlar BİZ ALEVİLER OLARAK İç ve dış barışı esas alan çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlık taleplerimizden vazgeçmeyeceğimizi bildirirken herkesi evrensel insan hakları ve hak hukuka uymayı davet ediyoruz.

Özgür basın susturulamaz…//

17.08.2016


Baki DÜZGÜN

 

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKAN’ı

 
DARBE DÜZENİNİ ARATMAYACAK HAK’IN, HUKUK’UN, ADALET’İN OLMADIĞI BİR OHAL İSTEMİYORUZ
Çarşamba, 27 Temmuz 2016 17:19

DARBE DÜZENİNİ ARATMAYACAK HAK’IN, HUKUK’UN, ADALET’İN OLMADIĞI BİR OHAL İSTEMİYORUZ

Her zaman diyoruz ve tekrar ediyoruz. Darbelerle mücadele bir demokrasi mücadelesidir. Darbeler halka karşı işlenmiş suçlardır.

Darbe girişimi aklı başında her insan, demokratik kitle örgütleri, tüm emek, demokrasi ve barış güçleri gibi tarafımızdan da nefretle kınanmıştır. Kınamaya da devam etmekteyiz.

Darbe girişiminin tüm faillerinin, iç ve dış ne varsa tüm ilişkilerinin açığa çıkarılması ve halka saldıran darbecilerin yargılanması ve hukuk sınırları içinde cezalandırılması gerekmektedir.

İktidarın; anti demokratik uygulamalara, darbelere ve devlet içinde yuvalanmış çeteyle mücadele edilmesi için devreye soktuğu OHAL’in Meclis’in devre dışı bırakıldığı, yasama yetkisinin Bakanlar Kuruluna devredildiği ve ülkenin Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilmesi anlamına gelmemesi gerekmektedir.

Üstelik bunun bir politik güç ya da odak tarafından açıkça ifade edilmesi hayati önemde değil midir?

Yakın tarihimize baktığımızda ezilenlerin, mazlumların, emekçilerin, hak arayanların, demokratik kitle örgütlerinin,  demokrasi güçlerinin ve barış isteyenlerin OHAL uygulamalarına dair anlatabileceği ve hatırlayacağı iyi anıları yoktur. Çünkü tanık olduğumuz tarih ve geçmiş bize öğretti ki OHAL uygulamaları “demokrasinin askıya alınmasıdır.” Çünkü her OHAL dönemlerinde baskı artmış; hürriyetler askıya alınmıştır. Bu bilinmekte ve kanıtlanmıştır.

Bu da halkların ve emekçilerin; demokratik haklarının, özgürlük ve barış taleplerinin susturulması anlamını da taşımaktadır.

OHAL’in hukuktaki yeri ve aldığı dayanağı gereğince kamu güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle;

—Sokağa çıkma yasaklarının uygulanması,

—Toplantı gösteri ve yürüyüşlerin men edilmesi,

—Basın, ifade özgürlükleri ve  propaganda faaliyetlerinin sınırlandırılması,

—Kişi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması,

—Sendikal hak ve özgürlüklerin tasfiyesi

—Mevcut anayasanın rafa kaldırılması ve evrensel ilkelerinin uygulamadan kaldırılması

Bu OHAL uygulamasının toplumun tüm kesimlerine yönelik bir cadı avının başlangıcı olacağına dair işaretler şimdiden alınmaya başlamıştır.  OHAL ilanının üzerinden 24 saat geçmeden, grevdeki Avcılar Belediyesi işçilerinin direniş çadırının hemen kaldırılması sürecin nasıl ilerletileceğinin apaçık  “ilk” kanıtıdır.

OHAL'de ilk kararname: Gözaltı süresi uzatıldı

Olağanüstü Hal uygulamasının yürürlüğe girmesinin ardından ilk kararname yayınlandı. 35 sağlık kurum ve kuruluşu, bin 43 özel öğretim kurum ve kuruluşuyla özel öğrenci yurdu ve pansiyonu, bin 229 vakıf ve dernek, 19 sendika, federasyon ve konfederasyonla 15 vakıf yükseköğretim kurumu kapatıldı. Gözaltı süresi de bir aya kadar uzatıldı. Görevden alınan memurlar bir daha kamuda istihdam edilmeyecek. Kapatılan okul, üniversite, yurt, sağlık kuruluşu, vakıf ve dernek gibi kurum – kuruluşların sayısı 2 341 i buldu. “Yarsav” da kapatılanlar arasında. Yargılamalar için “olağanüstü” koşullar getirildi. Tutuklular aileleriyle 15 günde bir ve sadece 10 dakika telefonla görüşebilecek.

Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı, darbe girişimi sonrasında Sosyal Güvenlik Kurumunda çalışan kamu emekçilerinin üstleri ve çantalarının işyerlerine girerken arandığını, mesai saatleri içerisinde de mehter marşı ve Erdoğan’ın seçim şarkısı Dombra’nın kamu emekçilerine dinlettirildiği bilgisini vermiştir.

Rus medyasında yayınlanan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’i, yere serili Türk bayrağının üzerinde resmeden karikatürü bir sosyal iletişim sayfasında paylaştığı iddiasıyla “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “devletin egemenlik alametlerini aşağılama” suçlamalarından hazırlanan iki ayrı dosyadan Mahkeme, Sanatçı Ali Sesal’ın tutuklanmasına karar vermiştir.

Baktığımızda İktidar operasyonlarının hedefi, darbeciler ve darbeden ders çıkarmak yerine aslında  ‘KENDİNDEN OLMAYAN HERKESE’ özellikle Emekçilere, Aydınlara, Sanatçılara, Sosyalistlere, Kürtlere ve Alevilere baskılarını artırarak keyfi uygulamalar yapmaya devam ederek bu darbeyi, saldırıyı ideolojik ve siyasi bir kazanıma dönüştürme peşinde gözüküyor…

Kendi resmi ideolojisini devletin resmi ideolojisi haline getirmek için fırsat kollayan AKP’ye karşı demokrasi talepleri hayata geçirilmelidir.

Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı kurumunun başarısız darbe girişimini dayanak alarak gerici, baskıcı, faşizan bir rejim inşasına müsaade edilemez.

Görünen köy kılavuz istemez…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın hocalarla, müezzinlerle, imamlarla yaptığı çağrıyla sokağa dökülenlere demokrasi aşığı vatandaşlar olarak tanımlamasından güç alan polis eşliğinde 20 yaşındaki gariban askerlerin başını kesen, linç eden, üstlerine işeyen, kemerlerle döven IŞİD vs. vs benzeri kılık kıyafetli AKP yandaşları pervasızca fütursuzca saldırılarının şiddetini artıracaklar gibi görünüyor.

Saldırılar, suikastlar, cinayetler artacak ve üstelik bunları destekleyen kanunlar çıkartılarak hukuku hiçe sayarak baskıcı politikalara devam edileceği aşikârdır.

Zaten OHAL ilan edilmeden önce de gazete basma, toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkının engellenmesi, haber sitelerinin sansürlenmesi gibi hak ihlallerini yaşıyorduk ama şimdi sansürlerle, yasaklarla şiddeti destekleyen ve cinayetleri koruyan yasalarında çıkarılacağı kuşkusu bile giderilememiş ve daha çok artmıştır.

Üstelik şu ana kadar yaşananlar ise siyasi iktidarın, darbelere karşı halk duyarlılığını kendi amaçları için istismar etmeyeceğine dair güvence vermemektedir.

Gazi Mahallesi, Okmeydanı, Malatya Paşa köşkü Mahallesi'ne provokasyon ve saldırılardan sonra da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Eyüp Şubesi’ne gece kimliği belirsiz kişiler tarafından ateş açılmıştır. Buna benzer bir başka yerde benzer olayların olmayacağının garantisi yoktur.

Özet olarak:

23 Temmuz 2016 tarihinde Alevi Bektaşi Federasyonumuzun kurum, kuruluş, bileşenlerimizle yaptığımız toplantıda oy birliğiyle alınan kararımızdır…//

Darbeler halka karşı işlenmiş suçlardır. Darbelerle mücadele bir demokrasi mücadelesidir. Buna inancımız tamdır. Zaten demokratik kitle örgütleri, tüm emek, demokrasi ve barış güçlerinin kınadığı darbeyi kınadık, tasvip etmedik ve Biz Aleviler olarak darbe düzenini aratmayacak bir OHAL ile AKP’nin kendi rejimini kalan yerden yeniden ve daha ileriye götürerek inşa girişimine karşı:  Laik-Demokratik bir Türkiye Eşit Yurttaşlık, Özgür Yaşam ve Barış Mücadelesini sürdüreceğiz…

Hakk’ın, Hukukun, Adaletin yanında daima olacağız…

“Gerekiyorsa da kendimizi, kurumlarımızı korumaktan ve sahip çıkmaktan da asla vazgeçmeyeceğiz”

Çünkü bu bizim meşru müdafaa hakkımızdır.

23.Temmuz 2016 Ankara

 

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

YÖNETİM KURULU ADINA

GENEL BAŞKANI

BAKİ DÜZGÜN

 

 
EN DOĞAL HAKKIMIZ OLAN NEFSİ VE MEŞRU MÜDAFAA HAKLARIMIZI KULLANACAĞIZ
Çarşamba, 27 Temmuz 2016 16:21

EN DOĞAL HAKKIMIZ OLAN NEFSİ VE MEŞRU MÜDAFAA HAKLARIMIZI KULLANACAĞIZ

AKP'nin dış politikada radikal dinci örgütleri gizli veya aleni destek verip etkili kılmasında yaşadığı uluslararası izolasyonu da düşünürsek; Türkiye'de 57 yerde üstlenmiş bir NATO ve binlerce istihbarat ağı ve elemanıyla Türkiye'nin iç ve dış politikalarını sistematik olarak denetleyen, güdümlendiren küresel güç odaklarının tüm bu gelişmelerden önceden haberdar olduğu bilgisinin yüzdesine inancımız çok yüksektir. Rus resmi haber ajansı Sputnik'e ulaşım engellenmeden önce şöyle bir haber paylaşılmıştı: "ABD'nin eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin ulusal güvenlik danışmanı John Hannah Foreign Policy dergisinin sitesinde yayınlanan yazısında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için ‘tehlikeli şahıs’ ifadesini kullanarak, 'Er ya da geç bir hesaplaşma günü yaşanması ihtimal dâhilindedir” diye yazmıştır.

Baktığımızda yaklaşık 1 ay sonra, dediği gibi oldu gelişmeler!.. Hatta 15 Temmuz Cuma günü akşam saat 6.37 de konsolosluğu aracıyla vatandaşlarına yaptığı uyarıda yaklaşık 4–5 saat sonra olacakları bildirmiştir.

ABD falcı, büyücü, kâhin keramet sahibi değildir.

Onların her konu ile ilgili; A, B, C hatta dünyanın en uzun alfabesi Kamboçya alfabesinden daha fazla planları vardır. Daha öncede örnekleri vardır. Ve Görüldü de işte; bu darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca, biraz bekleyip “değerlendirmeleri yaptık ve en çok biz memnun olduk” diyeceklerdir. Zaten ilk açıklamaları da buna benzerdir:

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na ABD'nin, Türkiye'nin demokratik yollarla seçilmiş sivil hükümetine ve demokratik kurumlarına mutlak destek sunduğunu ilettiğini bildirdi. Bu açıklamanın hangi planları uyarınca yapıldığı bizim için fark etmiyor. Türkiye'de dış odaklı güçlerin özellikle de ABD'nin desteği ve kışkırtması olmazsa, kolay kolay darbe yaşanmaz. Ülkemizde daha önceden birçok darbe girişimi ve darbe yaşadık, bu konuda tecrübeliyiz.

Tarih bilinci ve zaman gösteriyor ki ülkemizdeki hiçbir darbe halkımıza, halklarımıza fayda sağlamamıştır. Ayrıca dünyanın neresinde olursa olsun hiç bir darbe savunulmaz ve savunulmamalı da. Geçmişte yaşadığımız darbeler, daima daha çok sömürülmemiz ve bağımlı hale gelmemize neden olmuştur...

Açık ve net söylüyoruz.Elbette ki AKP’ye ürettiği politikalarına,uygulamalarına karşıyız.

AKP'den kurtuluşun yolunun, dış güçlerle işbirliği yapan darbeciler ve darbelerle yapılmasına da karşıyız.

Ama sanki daha önce senaryosu yazılmış, danışıklı dövüş gibi bir filimli darbe (kalkışma) izlemiş bulunmaktayız.

Bu kalkışma altında toplumu dizayn etme istekleri ve amaçları gözle görülmektedir. Cumhurbaşkanının ve başbakanın meydanlara çıkmaya çağırdığı bir bakışta tanıyacağımız IŞİD’le benzer görüntüler sergileyen AKP militanları, polisle bir cephe oluşturup birlikte hareket etmektedirler.

Ve görüldü ki” Demokrasiyi savunuyoruz” diyerek artık her fırsatta "Yetişin din elden gidiyor" bahanesiyle " Ya Allah, bismillah, Allahüekber" diyerek can almaya hazır bir haldedirler. Teslim olmuş emir kulu bir zavallı askerin üzerine elli kişi çöküp gırtlağını, kafasını kesmeyi kendilerine hak gören bu gözü dönmüş gerici güruhların görüntüleri cumhuriyetin kurulduğu dönemlerdeki gerici ayaklanmaları hatırlatmaktadır.

Tüm ülkedeki cami imamları büyük efendilerin emir erleri olarak vakitli vakitsiz, sürekli ezanlar, selalar okuyup ardından halka sokağa dökülme çağrısı yaparak siyasi erke bağlı olduklarını bir kez daha ispatlamış üstelik “Allah'ım bizi okumuşların şerrinden koru"diye Dua ederek de efendilerini memnun etmişlerdir.

BİZ ALEVİLER OLARAK DİYORUZKİ İç ve dış barışı esas alan çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlık taleplerimizden vazgeçmeyeceğiz.

—Hükümet silâhaltına alınmış zorunlu askerliklerini yapan er ve erbaşları, isyan, darbe, kalkışma sorumlularından ayırarak derhal serbest bırakmalı ve korumalıdır.

—Devlet (iktidar) , (kalkışmanın!) bastırılması ve soruşturulması sırasında hukuk devleti, bağımsız mahkeme, tarafsız, adil yargılama hakkıyla cezalandırma anlayışına yönelmelidir.

—İşkence yapmak bir insanlık suçudur. İktidar yandaşlarının, isyancıların eşleri ve yakınlarına yönelik cinsel aşağılama ve saldırı içeren nefret söylemlerine başvurmalarını önlemeli, sorumluları yargıya sevk etmelidir.

—Darbe karşıtı gösteriler sırasında linç edenler! Kanunsuzlaşanlar İçin soruşturma başlatmalı ve suçluların cezalandırılmalarını sağlamalıdır.

-“Darbe karşıtı” gösterilerin AKP’li olmayan yurttaşlara ve onların yaşam alanlarına saldırı fırsatı olarak değerlendirip buralara yönlendiren kişi, kişilere ve güç odaklarına hiçbir şekilde hoşgörü gösterilmemelidir.

—Tehlikeli provokasyonlar ve ortamı gerici tahrikler kesilmelidir. Ve bu yönde teşvik ve telkinlerden kesinlikle kaçınılmalıdır.

—Vatandaşın ruhsatlı silah almasında önüne engel kaldırılıp milletimizin ruhsatlı silah almasının önü açılacak.” gibi bir yaklaşımdan derhal vaz geçilmelidir.

-“İdam” taleplerine anlayış gösterileceği vaatlerine son verilmelidir.

VE DİYORUZKİ

Artık vicdanları merhamet, yüreği insan sevgisiyle dolu tüm insanlara, inanç kurumlarımıza, bileşenlerimize, tüm demokratik kurum ve kuruluşlara ortak bir toplantı düzenleme çağrısında bulunmak ve “çağrıda bulunacaklarla” toplanıp durum değerlendirmesini yapmak, acil ortak bir direniş kararı almak zorunluluk halini almıştır.

Aksi takdirde sokağa saldıkları iç savaş provalarıyla, katliamları gerçeğe dönüştürmeyi kafasına koymuş bu katil ve canileri durdurmak hayli zor olacaktır. Bunun önlemenin tek yolu güçlü ve örgütlü kitlesel bir karşı koyuşla mümkündür.

ÇÜNKÜ

Darbe girişiminin ardından yapılan sokağa çıkma çağrılarına uyarak sokaklara çıkan AKP’li gruplar kendilerinden görmediği herkese, halka saldırmaya devam ediyor. Başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından devlet yetkilileri tarafından yapılan sokağa çıkma çağrılarına uyarak özellikle İstanbul’un devrimci mahallelerini ve Alevilerin yoğun olduğu yaşam alanlarını hedef alan bu AKP’li gruplar Gazi Mahallesi’nden sonra Okmeydanı’nda da saldırmışlardır. Yetmemiş Alevilerin yaşadığı Malatya Paşaköşkü Mahallesi'nde provokasyon girişimleri hala sürmektedir. Mahalle halkı faşist ve dinci çetelerin mahalleye girmek istediğini ve Provokasyon girişimin 2 gündür devam ettiği ifade ediyorlar. Bir başka yerde benzer olayların olmayacağının garantisi de yoktur. Yine bir güruh garın önünde kaybettiğimiz dostlarımızın resimlerine saldırmış bulunmaktadır. Nasıl bir cinnet hali içinde olduklarının kanıtıdır bu. Sokağa fırlayanlara ve bunları yapanlara baktığımızda demokrasiyi falan korumak için değil, efendilerini korumak ve içlerindeki şeriat özlemlerini hayat geçirmek için İŞİD ve Benzeri örgütlü, giyim, kuşamlı, tıraşlı olduklarını görüyoruz.

Biz Aleviler hak’a, hakka, insana, eşitliğine ve özgürlüğüne değer veren, dürüst, mert yiğit ve aydın insanlarız. Tarihimizde kimseyi yakmamışızdır. Kafa kesmemişizdir. Kimseyi öteki görmemişizdir. Kimseleri odalara binalara koyup yakmamışızdır. Yakanları belediye başkanı, milletvekili hatta bakan yapmamışızdır. Sazlarımız, şiirlerimiz, türkülerimiz vardır. 10 bin, 50 bin, 100 binlerce katledildik. İncindik…//

“İncinsen de İncitme “ dedik her zaman Biz aleviler Ateşi söndürmek için üstüne atılan suyun canının yanacağına üzülecek kadar Hakk’a gönüllerimizdeki vicdan gözüyle bakarız.

Ama gelinen nokta ve şartlar gösteriyor ki artık yapılan, yapılacak her türlü saldırıya karşı hayatın her alanında, her yerde karşı koyacağız. Ve en doğal hakkımız olan nefsi ve meşru müdafaa haklarımızı kullanacağız.

BİLİNE.

Saygılarımla

Baki Düzgün

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı

 

 
TEROLAR'DA POLİS SALDIRDI, DİRENİŞ ÇADIRLARI ATEŞE VERİLDİ
Salı, 12 Temmuz 2016 11:24

AKP İktidarı bu demokratik hak arayışını yüzlerce asker, korucu ve polisle basarak çadırlara ve insanlara müdahale ettiler…

Maraş Pazarcık Terolar’da yapılması süren mülteci kampının aslında İŞİT ve türevlerinin yerleştirilmesi olduğu apaçıktır. İnsanların yaşam alanlarını ellerinden almak daha önce Maraş’ta kaçırtıp göçürtemediklerini şimdi bu İŞİT artıklarıyla yapmak istemektedirler.

6–7 alevi köyün tam ortasına yerleştirilmek istenen bu mültecilerin bir kısmının Suriye'de ki Alevi katliamlarıyla meşhur çeşitli cihatçı terörist örgütlerden gelen kişiler ve aileleri olduğu bilinmektedir. Orada cihat için savaşan katillerden oluşan bir güruh var. Ve sen de onu getirip en olmadık yere tam da ‘onların düşman gördüklerinin burnunun dibine yerleştireceksin!’

Bu insanlar Maraş katliamından sonra zaten bu bölgede çok ay sayıda kaldı. Her geçen günde daha da azalıyorlar. Maraş'ın haritadaki yeri sosyolojisi ve coğrafik konumu gereği O bölgede yaşayan Alevi halkın nüfusunu geçen yoğunluktaki böylesi bir mülteci kampı yaparak kalan az sayıda kişileri de kaçırmak, yerinden yurdundan yaşam alanlarından etmek ancak şeytanın aklına gelebilecek bir uygulamadır. Bunu da ancak ırkçı, mezhepçi, şeriatçı bir zihniyet yapar. AKP İktidarın bu girişimi bir alevi tehcir’idir.

Irkçı, mezhepçi, şeriatçı siyasi zihniyetin AKP iktidarı kanalıyla diğer tüm politikalarında olduğu gibi mülteci politikası iflas etmiştir.

Yerel Alevi Halkı AFAD Kampı olarak inşası süren yaşam alanına müdahaleye uzun süredir direniyor.

İktidarın müdahalesine, çadırların sökülüp yakılmasına karşı yeniden çadırlarını kurup AFAD Kamp inşasına karşı direnişlerini sürdürdüler.

Ama AKP İktidarı bu demokratik hak arayışını yüzlerce asker, korucu ve polisle basarak çadırlara ve insanlara müdahale ettiler…

Kamuoyuna sesleniyoruz

Yaşam alanlarımıza müdahaleye

Demografik yapının Aleviler aleyhine bozulmasına

Yeni Alevi kırımı ve tehcirine boyun eğmeyeceğiz

Bu zulme karşı tüm demokrasi güçlerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz

Alevi Bektaşi federasyonu ve bileşenleri olarak yaşam alanlarımıza yönelik bu müdahaleyi red ediyoruz.

ABF

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

 

Basın Bürosu

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 7 / 280
Laik ve Bilimsel Eğitim için 8 Şubat'ta Kadıköy'de Mitingdeyiz!..
13 Şubat'ta uyarı boykotundayız...
aleviRAPOR

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 10 konuk çevrimiçi

İstatistikler

Üyeler : 124
İçerik : 1496
Web Bağlantıları : 9


.