ZORUNLU DİN DERSLERİNE HAYIR. 2016–2017 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI
Salı, 20 Eylül 2016 13:05

ZORUNLU DİN DERSLERİNE HAYIR.

2016–2017 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI

Canlar, Dostlar

Bir toplumun, bir toplumda insanların nasıl yaşamaları gerektiğine, ilişkilerine, inançlarına, neyi yapıp neyi yapmayacağına karar verme hakkını her geçen gün artırarak kendilerinde görmelerinin doğru olmadığını söylüyoruz.

Zorunlu din dersi ile ne yapılmaya çalışılmakta?

Yıllardır eğitim sisteminin içinde bulunduğu ağır yük her geçen gün daha da ağırlaşarak devam etmektedir. Yine bu eğitim ve öğretim yılını da çözülmemiş sorunlar bir yana öğrenci, öğretmen ve veli için kâbus haline gelmiş sorunlar eklenmiş olarak karşıladık.
Siyasi iktidarın ileri demokrasi söylemlerinin ardında yatan karanlık yüzü uygulamaya koyduğu yasa ve değişikliklerle birer birer ortaya çıkıyor. Eğitim ticarileştiriliyor, eğitim özelleştiriliyor, eğitim muhafazakârlaştırılarak bu ülkede yaşayan farklı inançlar açısından en büyük asimilasyon aracı haline getiriliyor.

18 milyon öğrencinin ders başı yapmasıyla 2016–2017 eğitim ve öğretim yılı çocuklara 15 Temmuz Darbe girişimini (kalkışması) anlatan broşürler dağıtılıp, afişler yapıştırılıp, kitapçıklar bastırılıp, videolar izlettirilerek M.E. B kanalıyla AKP propagandası yapıldı.

Türkiye de çok uzun yıllardır adım adım inşa edilen hâkim din kavrayışı ile biz Alevilerin eşit yurttaşlık talebi ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Ülkemizde yaşayan farklı inançlar yok sayılmakta, Sünni-Hanefi inancı tüm topluma egemen kılınmaya çalışılmaktadır.

Danıştay 8. Dairesinin 15.05.2009 tarih ve 2007/8365 E. 2009/3238 K. Sayılı kararının sonuç bölümünde özetle; “ Anayasa’nın 24. Maddesine göre zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanmaması, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise öğretime ilişkin müfredatta yapılan tespitler uyarınca, ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin yapılmadığı sonucuna varmıştır. ‘İlk ve orta öğretim kurumlarında verilen öğretimin adının din kültürü ve ahlak bilgisi olmasına rağmen içerik olarak yalnızca din eğitimi sayılabileceği, din eğitiminin ise ancak kişilerin kendi isteğine küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olduğu, bu haliyle din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulması hukuka aykırıdır.” denilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, Ek 1. Protokolünün 2. Maddesi şöyledir: ‘’Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve eğitim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılması haklarına saygı gösterir.’’ Bu çerçeveden yaklaşıldığında laik eğitim, öğrencilerin hiçbir biçimde inançları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamayacağını, her türlü ayrımcılığın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması talebini ve mücadelesini ifade etmektedir.

Zorunlu din derslerine hayır.

Siyasi iktidar, yıllardır benimsenen tekçi anlayış üzerinden toplumu ayrıştırarak karşı karşıya getirmeye ve yeni çatışma alanları yaratma girişimleriyle birlikte farklı mezhep ve kimlikten, laik-demokratik yaşamdan yana olan kesimlerinin taleplerini, giderek artan ve acil çözüm bekleyen sorunlarını görmezden gelmekte, yok sayma ve asimilasyon politikalarındaki ısrarını sürdürmektedir.

Eğitimin sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine, atılan her adımda farklı inançlar, mezhepler ve kimliklere yönelik aşağılayıcı, baskıcı, dışlayıcı ve dayatmacı tutumlar sergilenmektedir.

Canlar, Dostlar

Bunu kabul edip sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değildir. Eğitimde 4+4+4 dayatması, zorunlu ve zorunlu seçmeli din dersleri uygulaması, TEOG, YGS ve LYS de öğrencilere din soruları sorulması, öğrencileri İmam Hatip Liselerine yönlendirme uygulamaları, karma eğitimi kaldırma girişimleri, 19. Milli Eğitim Şurasında alınan kararlar gibi birçok konu başlığında, eğitimin dini kurallara göre düzenlenmesi hızla artmaktadır.
Yıllardır uygulanan zorunlu din dersi, AİHM ve yüksek yargı kararlarına rağmen sürdürülürken, siyasi iktidar, ‘’zorunlu din dersi kaldırılsın’’ talebimiz karşısında kör, sağır ve dilsizi oynamıştır. 4+4+4 olarak bilinen eğitim sistemiyle birlikte 12 Eylül cuntacılarını dahi geride bırakan bir uygulamanın altına imza atmıştır. Getirilen yeni seçmeli din dersleri fiilen zorunlu kılınmış, TEOG, YGS ve LYS de bu ders içeriklerinden soru sorularak dersler cazip hale getirilmiş ve müfredattaki önemi artırılmıştır. 1476 saat din dersi görebilmesi mümkün kılınmıştır.

Bu gün devletin her kurumunda farklı inançlara uygulanan eşitsiz politikalar, AKP’nin Tek Tipçi toplum perspektifini de derinleştirmektedir. 12 Eylül 1980 cuntasının ardından 19 Ekim 1981 de zorunlu din dersi uygulamasını anayasa maddeleri arasına koyularak, dindar gençlik yaratma idealinde önemli bir adım atılmıştır. Bu ideal doğrultusunda düzenlenen Anayasanın 24. Maddesine göre ‘’Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu ders olarak anayasal düzende yerini almıştır. İslam’ın bir mezhebinin devlet tarafından sunulmasına dayanan bu uygulama, yurttaşların farklı dini inançlarının devlet nezdinde eşdeğer görünmediğinin en açık kanıtı olmuştur.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenler için hazırlatmış olduğu öğretmen el kitabında ‘okulda öğrencilerle yaşanan problemler konusunda öğretmenin mahallenin imamından yardım istemesi tavsiye edilirken, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarına, kimden alındığı bilinmeyen bilgilerle Alevilik ile ilgili konulara yer verilerek Alevilerle adeta dalga geçilmektedir. Bu da yetmezmiş gibi Alevi öğrencilere Alevilik konusu ödev verilerek, ailelerden, kurumlardan, dedelerimizden, büyüklerimizden alınan bilgilere ‘’Alevilik öyle değildir, böyledir’’ denilerek kendi tanımladıkları şekilde olmamız isteniyor. 2009 da başlayıp 2011 de biten ve toplam 7 toplantıdan oluşan Alevi Çalıştaylarında, Alevi açılımları yapılarak zorunlu din dersleri ile ilgili olarak Alevi kurumlarının düşünceleri alındı. İlk etapta toplam 35 Alevi kurumunun ortak düşüncesi Anayasa’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında yer alan ‘Din Kültürü ve Ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır’’ hükmünün kaldırılması; yönündeydi. Alevilerin Alevilik ders kitaplarına girsin diye bir talebi yoktu. Bir yandan Alevilerin yıllardır dillendirdiği en demokratik talepleri görmezden gelip baskı ve hakaret ediliyorken, bir yandan da Aleviliği tanımlamaya çalışıyorlar.

Tanımlarken de kendi kalıplarına uydurup saptırıyorlar. Bunun altında yatan gerçek AİHM in vermiş olduğu kararları boşa çıkarmak, bunu yaparken de asimile etmektir. AKP bu kararı alırken, ders kitaplarına koymuş olduğu bilgileri kimden öğrenip yazdı o da ayrı bir tartışma konusu. Aleviliğin ders kitaplarına alınması, çocuklarımızı namaz kılmaya zorlamaktan, hakarete uğramaktan, bilmedikleri bir dilde ezber yapmaktan kurtarmamıştır.

Zorunlu din dersi uygulaması ile birlikte Alevi yurttaşların inançları hiçe sayıldı, Sünni İslam inancının uygulaması olan şartlar Alevi çocuklarına zorla yaptırıldı, namaz kılmaya, oruç tutmaya zorlanarak bunları yapmayan çocuklarımız bu dersin öğretmenleri tarafından defalarca hakarete uğradı, dövüldü, aşağılandı. Bu uygulamaların önünü açan 1982 Anayasa’sının 24. Maddesi; yol açtığı sonuçlar itibarıyla, laiklik ilkesine, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Uluslararası Sözleşmelere aykırıdır.

Bizler bilimsel düşünen, bilimin gerekliliğine inanan ve bilimle gidilmeyen yolun karanlık olduğunun bilincinde olan bir toplumuz.

Kitaplardaki Alevilik, Alevilik değildir. Yüzyıllardır fiziki katliamlarla bitiremedikleri Alevileri, asimile ederek bitirme çabasıdır. Türkiye’de laiklikle ilgili olarak önemli sorunlardan birisi, yasal dayanağını anayasadan alan zorunlu din dersi konusudur. Bu konu ile ilgili olarak öncelikle Anayasanın ilgili maddesi Anayasa’dan çıkarılmalıdır. Buna bağlı olarak önemli sorunlardan birisi de, zorunlu din dersinin olup olmamasına ilişkindir. Demokratik bir eğitim, din eğitiminin bireylerin tercihlerine bırakılmasını gerektirir. Çünkü nüfusun çoğunluğu Müslüman dense bile, dini inanç ve vicdan meselesi ve dolayısıyla bireysel bir tutum olduğuna göre, böyle bir eğitim zorunlu olarak dayatılamaz. Din dersleri zorunlu olmaktan çıkartılarak kişilerin kendi tercihlerine bırakılmalıdır. Dinsel eğitimi dayatmak, ne laiklik anlayışına uygundur, ne de bizler tarafından istenilen bir durumdur. Laiklik, bir ülkede din ve devlet alanlarının tümüyle birbirinden ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün inanan ve inanmayan herkes için eşit koşullarda geçerli olması anlamına gelmektedir. Bu anlamda laiklik din düşmanlığı değil, aksine bütün inançların eşit koşullarda yaşamasının sigortasıdır. Dolayısıyla laik bir ülkede devlet, bütün dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmak, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmak zorundadır. Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları bahanesiyle halk kitlelerinin, farklı halkların, farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit düzeyle ilişki kurmasını güvence altına alması açısından önemlidir.

12 Eylül askeri darbesi sonrasında uygulanmaya başlanan zorunlu din dersi uygulaması, yıllardır din ve vicdan özgürlüğü açıkça ihlal edilerek uygulanmaktadır. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu din dersinin, din ve vicdan özgürlüğünün ihlali olduğuna karar vermiş, benzer kararlar Danıştay tarafından da alınmıştır. Ancak yargı kararlarına rağmen, gerekli adımların bugüne kadar atılmamış olması düşündürücüdür. Okullarda zorunlu din derslerinde okutulan, İslam’ın Sünni mezhebinin kurallarıdır. Bu nedenle bütün din ve inanışlar öğrencilere eşit mesafede tanıtılmamakta, bu durum eşit olmayan ve ayrımcı uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hükümet, zorunlu din derslerinin kaldırılması talebi karşısında sessiz kalmakta, bu tutumuyla gerçekte herkes için din ve vicdan özgürlüğü istemediğini göstermektedir. Anlaşılan odur ki hükümet, İslam`ın Sünni mezhebinin devletin “resmi dini” olmasını ve uygulamanın kendi isteklerine göre yapılmasını istemektedir. Zorunlu din dersleri uygulamasından en çok etkilenen kesim Sünni mezhebin dışında kalanlar, özellikle Alevi ailelerin çocuklarıdır. Bu nedenle bir süredir zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik olarak ileri sürdürdüğümüz talepler ve bu amaçla yürütülen mücadele son derece haklı ve meşrudur.
Dini kurallara dayanan bir eğitim anlayışı insanları inanan ya da inanmayan, dindar ya da dinsiz, ibadet eden ya da ibadet etmeyen gibi kategorilere ayırarak, bir kısmını üstün ve değerli, diğerlerini ise değersiz ya da “yoldan çıkmış” olarak kabul edebilmektedir.
Bu şekilde toplumda giderek derinleşen sınıfsal ayrışmanın dini kurallar üzerinden daha da derinleşmesi söz konusudur. Siyasi iktidarın inanç istismarı üzerinden toplumun geniş kesimleri üzerinde oluşturduğu baskı ve dayatmaların giderek artması karşısında demokratik tepkimizi göstermek en doğal hakkımızdır. 19. Milli Eğitim Şurası`nda alınan ve “tek din, tek mezhep” anlayışı üzerinden tüm topluma dayatılan kararlar, zorunlu din dersleri gibi, dini değerler temel alınarak yapılacak bir değerler eğitimi gibi uygulamalar üzerinden sağlıklı nesiller yetiştirmek mümkün değildir.
Eğitimi dinselleştirmeye dayanan uygulamalar, hem çocukların sağlıklı gelişiminin, hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önündeki en önemli engeldir.

Laik olmayan bir eğitim sistemi demokratik ve bilimsel olamaz, demokrasiye hizmet edemez, bireyin inançlarını gerçek anlamda özgür yaşamasını sağlayamaz.

Gerçek anlamda özgürlükçü ve laik bir eğitim ancak demokrasinin, bireyler arasındaki eşitliğin, toplumun hak ve özgürlükler alanının genişlemesi ile mümkündür.
Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı değerleri benimsemiş insanlardan oluşmadığına göre, tüm düşünce, inanç ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, belli bir inanç sisteminin benimsediği değerleri okullarda öğretmesi doğru değildir ve kabul edilemez.

Eğitim sisteminde yaşanan dönüşümler, kuşkusuz içinde bulunulan ekonomik, toplumsal ve siyasal sistemin gelişim süreçlerinden ayrı ya da bağımsız ele alınamaz. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde laiklik ve laik eğitim mücadelesi, okulda ve toplumda yürütülen demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesiyle iç içe geçmiş durumdadır.

Tüm açılımların temeli 30 maddelik Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde yatmaktadır. “ Dil, din, mezhep, ırk ve cinsiyet ayrımı yapılmadan herkes eşit yurttaşlık hakkına sahiptir. “ Devleti yönetenler buna uysun,

Bizler, değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olması yönündeki taleplerimizde ısrarcıyız. Bugüne kadar bizlerin taleplerine kulaklarını tıkayanlara karşı mücadele bayrağını yükselteceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Eğitim sistemi ve okulların tamamen siyasi tamamen egemen ideolojiye teslim edilmesine asla izin vermeyeceğimiz bilinmelidir.

’’Laik, Bilimsel, Anadilinde eğitim ve Demokratik yaşamı savunan, çocuklarının ve ülkenin geleceğinden endişe duyan herkesi mücadelemize güç vermeye ve geleceğimize hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz…

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU VE BİLEŞENLERİ ADINA

ABF GENEL BAŞKANI

Baki DÜZGÜN

 

 
ZORUNLU DİN DERSLERİNE HAYIR. 2016–2017 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ” DERSİNDEN MUAFİYETİNİN TALEP EDİLMESİ DİLEKÇE ÖRNEĞİ VE HUKUKİ SÜREÇ:
Salı, 20 Eylül 2016 12:59

ZORUNLU DİN DERSLERİNE HAYIR.

2016–2017 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ” DERSİNDEN MUAFİYETİNİN TALEP EDİLMESİ DİLEKÇE ÖRNEĞİ VE HUKUKİ SÜREÇ:

‘‘ Okul Müdürlüğüne” hitaben yazılan başvuru dilekçesi ile hukuksal olarak kazanılmış olan, zorunlu “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersinden muafiyet hakkının, çocuklarımız için uygulanmasının ilk adımı atılacaktır. Bu aşamadan sonra açılacak olan davanın, emsal kararlara rağmen esastan ve/veya usulden kaynaklanan nedenlerle kaybedilmemesi için dava aşamasında hukuki bilgi birikiminin zorunlu olduğu aşikârdır. Bu nedenle; ilgili okul müdürlüğüne başvuru yapıldıktan sonraki süreçte bir hukukçudan bilgi almakta yarar vardır.

ABF, PSAKD şube ve tüm bileşenlerimize başvurmaları halinde devam eden süreç ile ilgili yönlendirilecekler, emsal kararlarla ilgili bilgilendirileceklerdir.

 

İLKOKUL/ORTAOKULU MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Okulunuzun…. Sınıfında okuyan… numaralı öğrencinin velisiyim. Oğlum/Kızım ………..’nın, Danıştay 8. Dairesinin 15.05.2009 tarih ve 2007/8365 E. 2009/3238 K. Sayılı kararı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 09.10.2007 tarih ve 1448/2004 başvuru numaralı kararının Anayasamızın 90. Maddesine göre, kanun hükmünde, uygulanmasının zorunlu olduğu hususunun dikkate alınarak eğitim-öğretim müfredatınızda bulunan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinden muaf tutulmasını talep ediyorum. Yukarıda anlatılan nedenlerle; öncelikle Oğlum/ Kızım ……’nın ilgili dersten muafiyetine karar verilmesini; aksi halde keyfiyetin en geç 60 gün içerisinde tarafıma yazılı olarak bildirilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

TARİH. ………..’ya velayeten Annesi/babası……….

Bu dilekçe ile yapılması gerekenler;

1-Yukarıda yazılmış olan dilekçe örneği doldurularak 2 nüsha çoğaltılacaktır.

2- Dilekçenin bir nüshası Okul Müdürlüğü’ne verilecektir. Bu aşamada; a- Dilekçenin İlgili Okul Müdürlüğüne elden verilmesi halinde, Müdürlüğün evrak kayıt defterindeki tarih/kayıt numarası öğrenilecek; ayrıca dilekçeyi kaydeden görevli memur tarafından dilekçenin ikinci nüshasına, tebliğ alındığına dair şerh düşülmesi talep edilecektir. b- Dilekçenin ilgili Okul Müdürlüğüne posta ile gönderilmesi halinde; işbu dilekçe tek nüsha halinde “İadeli-Taahhütlü Posta” ile gönderilecektir.

3- İlgili Okul Müdürlüğünün, talep dilekçesini tebliğ aldığı tarihten itibaren 60 günlük yasal cevap süresi vardır. İşbu cevap süresinin dolması beklenecektir. 4- İlgili Okul Müdürlüğü, dilekçeye karşı 60 gün içinde olumsuz cevap vermişse ya da 60 günlük süre geçmiş olmasına rağmen hiçbir cevap vermemişse, okul müdürlüğünün bağlı olduğu Kaymakamlığa karşı ilgili yasal yollara başvurulacaktır. Bu aşamada; PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ genel merkezimizi haberdar etmeniz halinde, Dernek; ilgili yasal yolların takip edilmesi için; gerekli hukuki yardımı sağlayacak olan hukuk danışmanlarının (Avukatlarının) sizi yazılı ve sözlü olarak yönlendirmesini sağlayacaktır.

İletişim:

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi Adres: Ziya Gökalp CD Dilek Apt. No:16 D:15, Kızılay/Ankara ‎ Telefon:0 (312) 433 5054 Mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

ABF, PSAKD VE BİLEŞENLERİ

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

GENEL BAŞKANI

 

Baki DÜZGÜN

 
TARİH İTAAT EDENLERİ DEĞİL DİRENENLERİ YAZAR
Cumartesi, 10 Eylül 2016 10:56

 

TARİH İTAAT EDENLERİ DEĞİL DİRENENLERİ YAZAR

OHAL, KHK VE DARBE

 

Canlar, Dostlar, Yoldaşlar

AKP İktidarının politik ihtiyaçlarına uyum sağlayan ve onların ideolojik silahı haline gelmiş yandaş medyasıyla emek, hak, barış ve demokrasi mücadelesinde gericiliğin ve işbirlikçiliğin en saldırgan temsilcileri: 
Alevilere, Kürtlere, sosyalistlere, emekçilere ve kendinden olmayan herkese karşı hak gasplarını içeren OHAL ve K.H.K’la tüm hukuksuzluklarıyla tasfiye edip cezalandırmaktadırlar. 
AKP'nin “Demokrasi Nöbetlerinin” özünde demokrasi ve insan haklarına karşı düşmanlık olduğu da ispatlanmıştır. K.H.K’ler artık darbe ile ilgisi olmayanlara doğru genişlediğini görebiliyoruz. Muhalefetin, aydınların, emekçilerin sindirilme çabaları derinleşecek insan hak ve özgürlükleri hiçe sayılacak sosyal- hukuk devleti olma ilke ve sorumlulukları yok olacaktır.
Çünkü “Ne istedilerse verdik diyenler!” bu gün darbe girişimini fırsata çevirerek işçi sınıfını ve tüm emekçilerin iş, ekmek ve özgürlük haklarını da gasp etmeye devam etmektedirler.
İlan edilen OHAL ile birlikte 135 adet basın kurumu kapatıldı.107 gazeteci halen tutuklu. 2 bin 308 basın çalışanı işsiz kalmıştır. 38 000 Mahkûma tahliye yolu açılmıştır. Bu düzenlemelerden siyasi tutuklular yararlanamadılar. Özelleştirme, işsizlik ve yoksulluk hayata geçirilmektedir.2 buçuk haftada 60 000 kamu emekçisi açığa alındı. İktidar yıllardır eğitim emekçilerini itibarsızlaştırarak kendi yandaş kadrolaşmasını yerleştirmek için aday öğretmenlere sözlü mülakat şartı getirerek “sözleşmeli öğretmenlik” uygulamasını” K.H.K ile yasallaştırdı.
08.09.2016 Tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı, 11 bin 285 öğretmeni eğitim emekçisini açığa aldı. Kent genelinde 950 öğretmenin bulunduğu Dersim’de 09.09.2016 Tarihinde ortada suç ve suçlu olmadığı halde, dolayısıyla her hangi bir soruşturma yapmadan keyfi bir biçimde 418’i öğretmen toplam 502 Milli Eğitim çalışanı açığa alındı.

Darbeci AKP iktidarı devleti yönetememektedir.
Ülkede kin ve düşmanlığı kışkırtıp derinleştirme, toplumsal isyanlara zemin ve fırsat sunma çırpınmaları bundandır.
Etiketleyip, bölüp, saflaştırıp, parçalayarak kendi uyguladığı baskı ve terörü örtmek üzere muhalifleri kriminalize, terörize etme ve muhalif kesimlerin etkili bir direniş potansiyeli ortaya koymasını engellemek AKP zihniyetindeki partilere yakışır.
Canlar, Dostlar, Yoldaşlar,
Toplumsal baskıların bu denli çok boyutlu olması haklı-haksız herkesi düşündürmelidir. Zamana yaydıkları önceden planlanmış bütünlüklü bir tasfiye; hatta imha stratejisinin parça parça halklara dayatıldığı çok somut olarak görülmektedir. Toplumsal vicdanlar susturulmak isteniyor. Sokaklarda cahilleştirilmiş, yandaşlaştırılmış, kaba, saba, kıyıcı, cellâtlaştırılmış kişiler dolaşıyor. Yalnızlık, yabancılaşma, kin, öfke, nefret cinayetleri, şiddet alabildiğine almış başını gidiyor içinde yaşadığımız ülke de…

Alevilerin ibadethanesi olan Cemevleri hala yasal güvenceye kavuşmamıştır.

Ayrıca bu gün buradan yine söylüyoruz ve tekrar etmeye de devam edeceğiz. Bu gün şu aralar gündeme pek getirilmeyen LAİKLİK sorunu da inkâr götürmez bir gerçektir. "Cemevinin ibadethane olduğu AİHM kararıyla kesinleştiğini” ve “İNANÇLARIN” beyan esasına dayalı olduğunu anımsatmak isteriz. Her ibadethane o inancın mensupları tarafından belirlenir. Laik sosyal bir devlette, devlet ibadethane belirleyemez.

Biz biliyoruz ki AKP İktidarının politik ihtiyaçlarına uyum sağlayan, sorunları “İHTİYAÇ DUYDUKLARI AN!?” gündeme getirmekte asla tereddüt etmeyeceklerdir. Çünkü bunların fikirleri neyse zikirleri de odur! Fikirleri neyse zikirleri de aynı olanlara karşı Halklar, sendikalar, sivil toplum örgütleri, partiler, hukuk kurumları, ezilenler, mazlumlar bir an önce en temel insan hak ve özgürlüklerini savunan demokratik bir hak cephesi oluşturma sorumluluğundadırlar. Çünkü baskılara boyun eğmemek temel insani ve vicdani haktır. Unutmayalım ki boyun eğenler! Sıra kendilerine geldiklerinde bir şey söyleme hakları olmayacaktır.

 

Tarih itaat edenleri değil direnenleri yazar…

 

Cehennem dediğin yerde dal, odun yoktur. Herkes ateşini kendi götürür... 
“Pir Sultan Abdal”

 

 

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
GENEL BAŞKANI
Baki DÜZGÜN

 
GYK TOPLANTISI
Cuma, 09 Eylül 2016 12:33

SAYI:  2016/36                                                                                                         08.09.2016

 

KONU: 3.Olağan Genel Yönetim Kurulu toplantısı hk.

 

 

Değerli Genel Yönetim Kurulu (GYK) Üyeleri, Denetim ve Disiplin Kurulu Üyeleri;

Bileşenlerimizden AKD, PSAKD ve tek şubeli bileşenlerimiz ile birlikte Danışma Kurulu ( Danışma Konseyi) Toplantısı Yapılacaktır.

Toplantıda, Ülkemizi ve Alevi Toplumumuzu ilgilendiren çok önemli konuları görüşüp, konuşacağımız için GYK, Denetim ve Disiplin Kurulu Üyeleri ile bileşenlerimizin duyarlılık gösterip toplantıya katılmaları önemle rica olunur.

Toplantı 25.09.2016.Saat 10.00 Çankaya Belediye Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde Mithat paşa Cad. No.52 Kızılay-Ankara Adresinde yapılacaktır.

SAYGILARIMLA.

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

GENEL SEKRETERİ

 

Ali AKTAŞ

 
GYK TOPLANTISI
Cuma, 09 Eylül 2016 12:20

 

 

SAYI:  2016/35                                                                                                         08.09.2016

KONU: 3.Olağan Genel Yönetim Kurulu toplantısı hk.

 

Değerli Yol Arkadaşlarım;

ABF’nin 3.Olağan Genel Yönetim Kurulu (GYK) toplantısı 24.09.2016 (Cumartesi Günü) Saat 11.00 Ziya Gökalp Cad No: 16/16 Kızılay-Ankara’da ABF Genel Merkezinde yapılacaktır.

Toplantıya GYK Üyeleri, Denetim ve Disiplin Kurulu Başkanlarının katılmaları Önemle Rica Olunur.

SAYGILARIMLA.

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

GENEL SEKRETERİ

 

Ali AKTAŞ

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 276
Laik ve Bilimsel Eğitim için 8 Şubat'ta Kadıköy'de Mitingdeyiz!..
13 Şubat'ta uyarı boykotundayız...
aleviRAPOR

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 7 konuk çevrimiçi

İstatistikler

Üyeler : 2532
İçerik : 1474
Web Bağlantıları : 9


.